-İstanbul Boğazı Ionnes Studios Kilisesi
-Belgrad Ormanı Pera Palace Hotel
-Topkapı Sarayı Çemberlitaş Sütunu
-Arkeolojik Müzesi Pantokrator Kilisesi
-Kapalı Çarşı Valens’in Su Kemerleri
-Adalar Kostantinus Sütunu (Örülü Sütun)
-Sultanahmet Cami Theotokos Kiriotissa Kilisesi
-Ayasofya Pammakaristos Kilisesi
-Rumeli Hisarı Arcadius Sütunu (Avrat Taşı)
-Kuzguncuk
-Beyoğlu
-Dolmabahçe Sarayı
-Topkapı Sarayı
-Yerebatan Sarnıcı
-Kız Kulesi
-Mısır Çarşısı
-Galata Kulesi
-Aya Yorgi Manastırı
-Eyüp Sultan Cami
-Haydarpaşa Garı
-Aynalıkavak Kasrı
-Botter Apartmanı
-Beylerbeyi Sarayı
-Eski Mısır Konsolosluğu
-Vlora Han
-Nuruosmaniye Külliyesi
-Mısır apartmanı
-Ralli Apartmanı
Bundan 400 yıl kadar önce, şimdilerde Dolmabahçe Sarayı’nın bulunduğu alan, Boğaziçi’nin en büyük koyuydu. Ancak zamanla bataklığa dönüştü ve 17. yüzyılda bu nedenle doldurulmaya başlandı. Daha sonra ise bu atıl alan bir has bahçeye dönüştürüldü ve üzerine yapılan yapılar Beşiktaş Sahil Sarayı adıyla anılmaya başlandı. Fakat Sultan Abdülmecit tarafından bu yapılar yıkıldıktan sonra yerine bugün ki ihtişamıyla karşımızda duran Dolmabahçe Sarayı yapıldı. Sarayın yapımına 1843 yılında başlandı ve o tarihten bu yana İstanbul’un en sevilen mimari yapılarından biri oldu.
İstanbul’un en büyük saraylarından biri olan Topkapı Sarayı, Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırıldı ve tarihte ilk defa ise Abdülmecit tarafından müze olarak ziyarete açıldı. Osmanlı hanedanı, içerisindeki farklı yapıların bir kompleksi oluşturduğu bu saraydan 400 yıl boyunca imparatorluğu yönetti.
Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından milattan sonra 532 ve 537 yılları arasında inşa edilen Ayasofya, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethine kadar kilise olarak kullanıldı. 1453 yılından itibaren ise camiye çevirildi ve Osmanlı döneminde cami olarak kullanıldı. Daha sonra 1934 yılında müze olarak ziyarete açıldı ve halen müze olarak misafirlerini ağırlıyor. İstanbul’un en ihtişamlı yapılarından biri olan Ayasofya’yı görmeden İstanbul’u görmüş sayılmazsınız.
527 ve 565 yılları arasında yapılan Yerebatan Sarnıcı, yakın bölgede bulunan saraylara su taşınması amacıyla yapılmıştır. Sarnıcın yapımında kullanılan Medusa başı heykeli sarnıcı tarihi olarak da bambaşka bir noktaya taşımıştır. Bugün müze olarak ziyaret edebileceğiniz sarnıçta bir çok kültürel aktivite de düzenlenmektedir. Ayrıca gitmişken suya para atıp, dilek tutmayı da unutmayın.
İstanbul Boğazı’nda Salacak semtinin açıklarında yer alan Kız Kulesi’nin neden ve nasıl yapıldığına dair pek çok rivayet bulunmaktadır. Bu gizemli ve bol hikayeli yapı İstanbul’un simgelerinden biri haline gelmiş ve özellikle aşıkların uğrak mekanlarından biri olmuştur. Şu an da içerisinde bir işletmenin de bulunduğu mekanı ziyaret edebilir, İstanbul Boğazı’nın orta yerinde bir kahve içebilirsiniz.
Eski İstanbul’u tüm ruhuyla yaşayabileceğiniz yapılardan biri olan Mısır Çarşısı, 1600 yılında Turhan Sultan tarafından yaptırılmıştır. İçindeki aktarlar, şarküteriler ve turistik bir çok eşyanın satıldığı bu rengarenk çarşı haftanın her günü binlerce ziyaretçiyi hala aynı sıcaklıkla ağırlıyor. Kendinizi saatlerce kaybetmek istiyorsanız, tam aradığınız yer.
Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 528’de inşa edilen Galata Kulesi sadece ülkemizin değil, dünyanın da en eski kulelerinden biridir. İlk yapıldığında bir fener kulesi olarak tasarlanmış, Osmanlı döneminde ise barınak olarak kullanılmış ve son olarak ise yangın gözetleme kulesine dönüştürülmüştür. Hezarfen Ahmet Çelebi’nin, IV. Murat döneminde kanatlarını takıp uçuş talimi yaptığı bu meşhur kule, 2013 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi‘ne alınmıştır.
Prens Adaları’nın en büyüğü olan Büyük Ada’nın 204 metre yükseklikteki Yüce Tepe’sinde bulunan Aya Yorgi Manastırı, halen İstanbul’un en çok ziyaret edilen yapılarından biridir. 1751’de yapılan ve adını M.S. 3. yüzyılda Hıristiyan inancından dolayı öldürülen Kapadokyalı Aziz Georgios’tan (Aya Yorgos-Aya Yorgi) alan bu yapı, Hristiyanlar tarafından dileklerin gerçekleştiği ‘kutsal yer’ olarak görülüyor ve Türkiye’de Efes’teki Meryem Ana’nın Evi’nden sonraki ikinci hac noktası olarak kabul ediliyor.
İstanbul’un fethinden hemen sonra 1458 yılında inşa edilen Eyüp Sultan Camii İstanbul’un ilk camiidir. Eyüp semtinde Haliç’in hemen kıyısında yer alan camii yüzyıllardır özellikle Ramazan ayında ve Cuma günlerinde ziyaretçi akınına uğrar. Camiinin yanında, Eyüp Sultan Hazretleri’nin (Hz.Halid bin Zeyd Ebû Eyyub el-Ensârî) Türbesi ve İstanbul’un ilk külliyesi bulunmaktadır. Eyüp Sultan Hazretleri’ne duyulan saygı nedeniyle tüm padişahların kılıç kuşanma törenleri Eyüp Sultan Türbesi’nde gerçekleştirmiştir ve yapı bu nedenle de büyük bir önem taşımaktadır.
Yapımına 30 Mayıs 1906’da başlanan Haydarpaşa Garı, Sultan II. Abdülhamit Dönemi’nin en önemli eserlerinden biridir. Bina için 2 Alman mimar ve 500 İtalyan taş ustası iki yıl boyunca çalışmış ve 1908 yılında tamamlanmıştır. İstanbul –Bağdat Demiryolu hattının başlangıcı olan ve Anadolu’yu İstanbul’a bağlayan Haydarpaşa Garı’na Selimiye Kışlası yapımına çok destek olan Haydar Paşa’nın adı verilmiştir.
Aynalıkavak Kasrı 1703 – 1730 yılları arasında III. Ahmet tarafından Barok üslupta yaptırılmıştır. Hasköy kıyısında bulunan bu yer ‘’Tersane Sarayları’’ diye anılan köşk ve kasırlar topluluğundan günümüze kalan tek yapıdır. Yapının ismi Venediklilerin III. Ahmet’e hediye ettiği değerli büyük boy aynalardan gelmektedir.
Jean Botter için Raimondo D’Aronco tarafından inşa edilen Botter Apartmanı İstiklal Caddesi’nde konumlanmaktadır. 1900’lerde yapılan bu apartman aslında bir modaevidir. Binada hem dükkân hem ev hem de imalathane bulunmaktadır. Bina dönemin en gelişmiş tekniklikleri ile yapılmıştır. Art nouveau tarzdaki bu apartmanda insan başı ve bitki gibi sayısız motif bulmak mümkündür. Bu motifler D’Aronco tarafından tasarlanmıştır.
1861- 1865 yılları arasında Sarkis Balyan tarafından Abdülaziz için inşa edilen bu saray Osmanlı’dan günümüze ulaşmış önemli yapılardan bir tanesidir. Saray gerek yazlık kullanımı gerekse önemli konukların ağırlanmasıyla büyük önem taşımaktadır. Günümüzde saray içinde mobilyaları, eşsiz hediyeleri ve dahasını görmek mümkündür. Yapı Barok üslubun önemli eserlerindendir.
Eskiden Mısır Konsolosluğu olan ve günümüzde de Mısır’a ait olan bu yapı Avustralyalı bir mimar tarafından yapılmıştır. Bu yerde daha önceden iki bina daha yapılmıştır. İlk yapı Dürrizade Arif Efendi’nin, ikinci bina ise Rauf Paşa’nın yalısıdır. Yer Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa’nın annesi Prenses Emine tarafından satın alınmıştır. Günümüzdeki yapıda yan ve deniz cephesi armalarla ve floreal kornişlerle kuşanmış taçlardan, festonlardan ve şeritlerden oluşan zengin bir süsleme düzenine sahiptir. Bina şu anda boş ve bakımsızdır.
Vlora Han boş ve bakımsız olduğu için birçok kişinin üzüldüğü bir binadır. Fincancılar Sokak ve Vasıf Çınar Caddesi’nin birleştiği yerde bulunan Vlora Han enfes bir binadır. Binanın yan cephelerinde zarif korkuluklar, ana cephesinde ise cumba ve balkonlar bulunmaktadır. Art nouveau tarzı bir üsluba sahip olan bu han, ünlü İtalyan Mimar D’Aronco tarafından 20. yüzyılın başlarında yapılmıştır.
Fatih’te bulunan Nuruosmaniye Külliyesi Osmanlı’da Barok mimari izleri taşıyan ilk eserlerdendir. Bu yapıda klasik Osmanlı formu ile Batı’nın Barok tarzı sentezlenmiştir. 260 yılı aşkın süredir ihtişamını koruyan bu yapı 18. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin batı ile artan diplomatik, kültürel ve ticari ilişkilerinin bir yansımasıdır. Nuruosmaniye Camii’si 1748 yılında Sultan I. Mahmud tarafından yapılmış, külliye ise III. Osman tarafından 1755 yılında tamamlanmıştır.
1900’lerin başında Abbas Halim Paşa tarafından Mimar Hovsep Aznavuryan’a yaptırılan Mısır Apartmanı, Galatasaray’dan Tünel’e yürüdüğünüzde sol tarafınızda kalır. Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi’nin izlerini taşıyan bu yapı da art nouveau motifleri sıkça göze çarpar.
İstanbul’un oldukça önemli ve özel tarihi binalarından bir tanesi olan Ralli Apartmanı art deco ve art nouveau stillerini temsil eden bir apartmandır. Soyut resmin Türkiye’deki öncülerinden biri olan Fahrelnisa Zeid ilk ve ikinci kişisel sergisini burada açmıştır.
Pera Palace Hotel, 1800’lü yılların sonlarında Paris – İstanbul seferlerini gerçekleştiren Orient Ekspresi’nin hizmete başlaması ile birlikte, İstanbul’a varan yüksek tabakadan yolcuların lüks konaklama ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla inşa edilmiştir. Ve kısa sürede farklı ülkelerden önemli diplomatların, devlet adamlarının, edebiyatçıların uğrak noktası olmuştur. Otel Haliç manzarasını gören bir tepede yer almaktadır. Pera Palace Hotel aynı zamanda İstanbul’un ilk elektrikli asansörüne ve sıcak su şebekesine sahip yapısıdır. Pera Palace Hotel hakkında detaylı bilgi sahibi olmak için tıklayın: Pera Palace Hotel
İmparator I. Konstantin onuruna MS. 330 yılında yaptırılan yapı, Çemberlitaş semtinde yer almaktadır. Yapı 8 adet sütun ve bir adet kaideden oluşmaktadır. Bu sütunlar 3 ton ağırlığında ve 3 metre çapındaki bileziklerle birbirine bağlanmıştır.
Günümüzde Zeyrek Camii olarak bilinen Pantokrator Kilisesi İsa’nın sıfatlarından bir tanesi olan ”Her şeye kadir” anlamını taşımaktadır. Valens Su Kemeri’ne giderken yapıyı görmeniz mümkündür. Yapı İstanbul’daki en büyük Bizans eserlerinden bir tanesidir. Fetihten sonra medrese olarak kullanılmıştır.
Günümüzde Bozdoğan Kemeri olarak bilinen bu yapı Valens tarafından yaptırtılmıştır. 20 metre yüksekliğe, iki kata ve bir kilometrelik uzunluğa sahiptir. Bu kemer ile Belgrad Ormanları’ndan su getirilmiş ve Büyük Çeşme denilen havuza taşınmıştır.
”Kutsal Bilgelik” anlamını taşıyan Ayasofya dünya mirası ve mimarlık tarihi için oldukça önemli bir yere sahiptir. Hemen arkasında bulunan Aya İrini Kilisesi (Kutsal Barış) ile İsa’nın özellikleri yansıtılır. Bu yapı 10.000 işçi, 100 usta ile 5 yılda tamamlanmıştır. Yapı, Atatürk döneminde müzeye çevrilmiştir. Günümüzde de dinler arası hoşgörünün en önemli sembollerindendir.
Konsantinus Sütunu’nun yapım tarihi tam olarak bilinmemektedir. Bu yüzden de 10. yüzyılda eseri restore ettiren Konstantin adıyla anılır. Bir zamanlar sütunun üzerini altın harflerle süslü bronz plakalar kaplamaktaydı. Fakat günümüzde bu plakaları görmek mümkün değildir. Çünkü plakaların Haçlılar tarafından soyulduğu bilinmektedir.
Günümüzde Kalenderhane Camii olarak bilinen Theotokos Kiriotissa Kilisesi 12. yüzyılda yapılmıştır. Şehzadebaşı’nda su kemerlerinin önünde yer almaktadır. Assisili Aziz Francis’in ölümüne ithafen yapılan ilk freskler burada bulunmaktadır. Aziz Francis aynı zamanda San Fransisco şehrine de adını veren kişidir. Günümüzde bu fresklerin üzeri kapatılmıştır.
Ioannes Komneos ve karısı tarafından 12. yüzyılda yaptırılan Pammakaristos Kilisesi bir süre Rum Ortodoks Patrikhanesi olarak kullanılmıştır. Fatih semtinde yer alan bu kilise III. Murat zamanında Azerbaycan ve Gürcistan fethi ile Fethiye Camii adını almıştır. Pammakaristos ”Tanrı’nın sevinçli annesi” anlamını taşımaktadır. İçinde bulunan mozaikler Ayasofya ve Kariye kadar önemlidir.
Arcadius Sütunu İmparator Arcadius tarafından 395- 408 yılları arasında yaptırılmıştır. Sütunun amacı Barbarlar’a karşı kazanılan zaferin ebedileştirilmesidir. Yapının yapımına Arcadius’un emriyle başlanmış fakat tamamlanması oğlu II. Theodosius’a dek devam etmiştir. Cerrahpaşa’da Haseki Kadın Sokağı’nda yer almaktadır. Fakat bugün 40 metre yükseklik yerine sadece kaidesini görmek mümkündür.
Doğu konsülü Studios tarafından 456-463 yıllar arasında manastır olarak kurulan Ioannes Studios Kilisesi Fatih’de yer almaktadır. Burası Doğu Roma döneminde önemli bir dini merkezdir. Yapı Erken Dönem Hristiyan Mimarisi için oldukça önemlidir. Burada bulunan din adamları hiç uyumadan ve nöbetleşerek ayin yaptıkları için ”Uykusuzlar” olarak da bilinmektedir.
İstanbul’u kültür turizmi için ziyaret edenlerin en sevdiği etkinliklerden biri olan İstanbul Boğaz turları, İstanbul’u anlamak ve hissetmek için muhteşem bir yöntemdir. İstanbul’da düzenlenen Boğaz turlarına katılarak Rumeli Hisarı, Anadolu Hisarı, Büyük Mecidiye Camii, Küçüksu Kasrı, Beylerbeyi Camii, Esma Sultan Yalısı, Ayasofya Müzesi, Galat Kulesi gibi İstanbul kültürünün güçlü parçaları olan yapıları ve daha fazlasını en güzel halleriyle görmek mümkündür.
Belgrad Ormanı İstanbul’un en önemli yeşil alanlarından bir tanesidir. Bu yeşil alan İstanbulluların şehir yaşantısından bunaldıklarında ilk gittikleri yerdir. Bunun dışında uzun yıllar boyunca Bizans ve Osmanlı döneminde İstanbul’a içme suyu buradan sağlanmıştır. Bu yönüyle ve İstanbul halkının mesire anlayışı nedeniyle mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerdendir.
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olan İstanbul Arkeoloji Müzesi Sultanahmet’te bulunmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne miras kalan bu müze ilk müzecilik çalışmalarını anlamak ve görmek için muhteşem bir fırsattır. Osman Hamdi Bey’in 1881 yılında müze müdürlüğüne atanması sonucu Nemrut Dağı, Lagina Antik Kenti, Kyme Antik Kenti, Myrina Antik Kenti gibi birçok yerde kazılar yapılmış ve tarihi eserler bu müzede toplanmıştır. İstanbul Arkeoloji Müzesi dünyada müze binası olarak dizayn edilen ve kullanılan ilk 10 müze arasında yer almaktadır. Burada Mezopotamya’dan Anadolu’ya birbirinden güzel eserleri görmek mümkündür.
Dünyanın en eski ve en büyük alışveriş merkezi olan Kapalı Çarşı 550 yıllık bir geçmişe sahiptir. Burası yüzlerce yıl boyunca İstanbul halkına ve turistlere büyük fayda sağlamıştır. Günümüzde İstanbul’a kültür amaçlı gelindiğinde buradan İstanbul kültürüne ait birçok parça bulmak mümkündür. Burada; kuyumcular, hediyelik eşya dükkanları, deri imitasyon dükkanları ve dahası yer alır.
İstanbul’a gelen turistlerin uğrak noktalarından olan Adalar ilçesi bünyesinde 9 ada barındırır. Bu 9 adadan Burgaz Adası, Büyükada, Heybeliada, Kınalıada sıkça ziyaret edilen ve ziyarete açık olan adalardır. Adalar Rum ve Ermenilerin sayfiye anlayışını ve aynı zamanda bu takım adaların Osmanlı ve Bizans dönemindeki sürgün ve yaşam alanı anlayışını anlamak için büyük öneme sahiptir.
İstanbul’u ziyaret edenlerin hayranlıkla ziyaret ettiği bir cami olan Sultanahmet Camii Ayasofya’nın tam karşısında yer almaktadır. Bu eser İstanbul’un en önemli eserlerinden bir tanesidir. Osmanlı Sultanı I. Ahmet tarafından 1609- 1616 tarihleri arasında yaptırılan ve klasik Türk sanatının tipik örneklerinden biri olan bu cami orijinal olarak 6 minare ile inşa edilmiş ilk camidir. Bir Mimar Sinan eseri olmamasına rağmen Sinan’ın öğrencisi Mimar Sedefkar Mehmet Ağa tarafından yapılmıştır. Bu yüzden de Sinan esintileri görmek mümkündür.
Rumeli Hisarı İstanbul’un fethi için büyük önem taşımaktadır. Çünkü 1453 yılındaki kuşatmadan önce yapılan kuşatmalar Roma devri surları ile engellenebilmiştir. Fakat görünüşte farklı amaçlar için inşa edilmiş olan Anadolu Hisarı ve Rumeli Hisarı İstanbul’un kolaylıkla alınmasını sağlanmıştır. Bu yönüyle mutlaka görülmesi gereken bir yerdir.
İstanbul’un en bakir ve en gizemli köşelerinden bir tanesi olan Kuzguncuk kendine has dokusuyla kendini koruyabilen ender lokasyonlardandır. Bu lokasyon İstanbul’un Asya kesimindeki ilk Musevi yerleşim bölgesidir. 17. yüzyılda buranın bir Musevi köyü olduğu bilinmektedir. Günümüzde burada ezan sesi, çan sesi ve hazan buluşmaktadır. İstanbul’a gelenlerin mutlaka görmesi gereken bu yer güzelliğiyle dizi- film platosunu andırmaktadır.
İstanbul’un Avrupa Yakası’nda bulunan ilçelerinden bir tanesi olan Beyoğlu sahip olduğu kültürel birikimi ile mutlaka görülmesi gereken yerlerden bir tanesidir. Burası eski İstanbul’u, İstanbul’un değerini, İstanbul zarifliğini anlamak için oldukça önemlidir. Buraya gelindiği zaman İstanbul’un oldukça önemli tarihi ve kültürel birikimlerini görmek mümkündür.